Önce Adlar mı Vardı Yoksa Eylemler mi?

Öncelikle belirteyim ki bu tartışmanın net bir cevabını veremeyiz, sadece makul fikirler öne sürebiliriz. Hem zaten diller canlı varlıklardır. Ve bir sürekli değişime maruz kalmaktadırlar.

Tartışmayı daha işlevsel kılmak için ilk insanların içinde olduğumuzu düşünebilir ve ya çeşitli düzenlemeler ve benzetimle o şekilde bir ortamı kurkulayabiliriz. Biz ilk insanlar olduğumuzu düşünelim bir süreliğine. İletişim ya da dile dair hiçbir oluşumumuz yok. Böyle bir ortamda neler olabilirdi?

Kuvvetle muhtemeldir ki böyle bir ortamda varlıkları karşılayacak unsurlar için; varlıklar kendileri kullanılabilir, taklitleri yapılabilir, sesler taklit edilebilir, resimleri kullanılabilir, belli özellikleri vurgulayan başka şeyler kullanılabilir. Ya da eylemleri gösterilebilir.

Bir kısım kişiler eylemlerin önce olduğunu ve sonrasında onlara ad verdiğimiz iddia edebilirler. Yani önce içme eylemi vardır. Ve sonrasında içilen şey olur. Ki bunun tersini iddia edenler de en az o kadar haklı gerekçelerle iddialarını desteklemektedirler. Yani önce varlıklar fark ederiz. Sonra da onların işlevselliklerine göre onlara eylemler türetiriz.

Bir kısım kişiler şöyle bir örnek verebilirler. Mesela bir şey keşfettiğimizde ya da icat ettiğimizde ona öncelikle bir ad koyarız. Ki bu bir insanı reflekstir. Diğer insanlar da muhtemelen böyle davranmışlardır ve bu sebeple önce isimler vardır.

Bir kısım kişiler önce eylemler vardıya şöyle bir delil öne sürebilirler: İsim cümlelerini bile yapmak için -i mek yardımcı fiilini kullanıyoruz. Yani tüm cümleler doğrudan ya da dolaylı olarak fiillerden kuruluyor. Hal böyleyken önce fiiller olmalı. Zira bir cümlenin en temel unsuru yüklemlerdir. Yüklemler de fiillerden oluşuyorsa durum böyle olmak zorundadır.

Yine bir kısım kişiler de önce adlar vardıyı delillendirirken şöyle makul bir öneri sunabilirler. Sen eylem önce diyorsun ama pekala -mek/-mak mastarını (zamansızlık, mutlaklık, tanrısallık) yani zamansızlık ekini getirdiğinde tüm eylemler isim halini alıyorlar. Demek ki isimleştirme refleksi tarihsel olarak daha eskilere gitmelidir.

Önce adlar vardı diyenler biraz daha makul deliller sunabilirler sanırım. Örneğin bir nesneyi adlandırıp, zihnimizde kavramsallaştırmadan pek çok zihinsel eylemi yerine getiremeyiz diyebilirler. Haklıdırlar da. Zira isimler sayesinde kıyas yaparız, karşılaştırırız, değerlendiririz. Kısaca adlandırma yeteneği olmasaydı, düşünebilme eylemini de gerçekleştiremezdik. Son olarak şu veriyi de ekleyebiliriz. Kuran’da bir ayette şöyle bir ifade geçer: Allah Adem’i yarattı ve ona isimleri öğretti. Yani burdaki kasıt adlandırma yeteneği. Bir şeyi adlandırdığınız zaman gerisi kendiliğinden oluyor.

Sonuç itibarıyla hanginin önce olduğunu bilemiyoruz. Bizim yaptığımız farklı bakış açılarını delillendirmeye çalışarak yorumlamak.

Yorum bırakın