Cümlenin Nedir ve Cümlenin Temel Öğeleri

Bir duyguyu, düşünceyi ya da durumu anlatan kelime ya da kelime guruplarına cümle denir. Cümleler yargı bildirirler. Yani doğruluğu ya da yanlışlığı söz konusu olan kişi, durum ve nesnelerle ilgili değerlendirmelerdir. Terimsel anlamda ‘yargı’ bildirmek demek eylem cümlelerinde kip+kişi almak demek. Yani çekimli eylem. İsim cümlelerinde ise ek eylem almak demektir.

İnsanlar sınırlı varlıklardır. Bu sınırlılıkları dil tasarımında da görürüz elbet. Mesela zamandan bağımsız cümleler kuramayız. Örneğin; bu işi gerçekten başaracağım, cümlesi ‘gelecek zamanı’ belirtir. Ya da yapılan işlerimizle ilgili kurduğumuz cümlelerde işi yapanın bulunmadığı bir cümle kuramayız. Örneğin yukardaki cümlede; …başaracağım derken işi yapacak olan kişi ‘ben’ dir. Yani başarma eylemini kendisi gerçekleştirecek.

Bir cümlenin olabilmesi için temel iki ögesi olması gerekmektedir. Yani yapılan iş ya da olan durum ve o işi yapan ya da yapılan işten etkilenen ögelerin belirtilmesi gerekir. İşte bu ögelere yüklem ve özne diyoruz. Yüklem; yapılan iş ya da olan durumken, özne; işi yapan ya da yapılan işten etkilenendir.

Örneğin; ‘götürmek’ sözcüğü cümle değildir. Zira iş var ama yapılma niteliğini taşımıyor. Ayrıca işi yapan birisi de yok.

Aynı sözcüğü; ‘götürdü’ haline getirirsek o zaman cümle olur. Zira götürme eylemi yapılmış (geçmişte gerçekleşmiş) ve götürme işini bir yapan var. ‘Götürdü’ cümlesinde götürme işini yapan ‘o’ dur. Yani kastedilen şey şudur: O geçmişte götürme işini gerçekleştirdi.

Cümlede ögeler analiz edilirken önce yüklemi bulmak zorunludur. Daha sonra özne bulunur. Ardından da diğer ögeler. Ögeler bulunurken önce yüklem bulunmalıdır. Çünkü diğer ögeleri buldurmaya yarayan tüm sorular yükleme sorulmak zorundadır.

Yazdıklarımızı toparlarsak cümle ögelerinin tahlilinde önce yüklemi bulmalıyız. Burda 2 olasılık olabilir. Fiil cümleleri ya da isim cümleleri.

Eğer cümlenin yüklemi fiil (eylem) ise kip+kişi almış olmalıdır.

Mesela yürümek fiiline bakalım.

Ahmet bu sabah manava kadar yürüyecek, cümlesinde ‘yürüyecek’ yüklemdir. Zira yürüme eylemi gelecekte gerçekleşecek ve gerçekleşme niteliğine sahiptir. Aynı zamanda yürüyecek olan da bellidir. O, yani Ahmet. Bu cümlenin kip+kişisi olduğu için cümledir. Yüklemi de fiil olduğu için fiil cümlesidir.

Sen güzel bir insansın, cümlesinde ‘insansın’ yüklemdir. Zira bir özelliğin, niteliğin var olma durumu söz konusudur. Ek eylem sayesinde isimler yüklem olurlar. Yüklem isim olunca da isim cümlesi deriz. Yukarıdaki cümlede var olan, sahip olunan nitelik, özellik insan olmaktır. O vasfı taşıyan yani özne ise ‘sen’dir.

Önce Adlar mı Vardı Yoksa Eylemler mi?

Öncelikle belirteyim ki bu tartışmanın net bir cevabını veremeyiz, sadece makul fikirler öne sürebiliriz. Hem zaten diller canlı varlıklardır. Ve bir sürekli değişime maruz kalmaktadırlar.

Tartışmayı daha işlevsel kılmak için ilk insanların içinde olduğumuzu düşünebilir ve ya çeşitli düzenlemeler ve benzetimle o şekilde bir ortamı kurkulayabiliriz. Biz ilk insanlar olduğumuzu düşünelim bir süreliğine. İletişim ya da dile dair hiçbir oluşumumuz yok. Böyle bir ortamda neler olabilirdi?

Kuvvetle muhtemeldir ki böyle bir ortamda varlıkları karşılayacak unsurlar için; varlıklar kendileri kullanılabilir, taklitleri yapılabilir, sesler taklit edilebilir, resimleri kullanılabilir, belli özellikleri vurgulayan başka şeyler kullanılabilir. Ya da eylemleri gösterilebilir.

Bir kısım kişiler eylemlerin önce olduğunu ve sonrasında onlara ad verdiğimiz iddia edebilirler. Yani önce içme eylemi vardır. Ve sonrasında içilen şey olur. Ki bunun tersini iddia edenler de en az o kadar haklı gerekçelerle iddialarını desteklemektedirler. Yani önce varlıklar fark ederiz. Sonra da onların işlevselliklerine göre onlara eylemler türetiriz.

Bir kısım kişiler şöyle bir örnek verebilirler. Mesela bir şey keşfettiğimizde ya da icat ettiğimizde ona öncelikle bir ad koyarız. Ki bu bir insanı reflekstir. Diğer insanlar da muhtemelen böyle davranmışlardır ve bu sebeple önce isimler vardır.

Bir kısım kişiler önce eylemler vardıya şöyle bir delil öne sürebilirler: İsim cümlelerini bile yapmak için -i mek yardımcı fiilini kullanıyoruz. Yani tüm cümleler doğrudan ya da dolaylı olarak fiillerden kuruluyor. Hal böyleyken önce fiiller olmalı. Zira bir cümlenin en temel unsuru yüklemlerdir. Yüklemler de fiillerden oluşuyorsa durum böyle olmak zorundadır.

Yine bir kısım kişiler de önce adlar vardıyı delillendirirken şöyle makul bir öneri sunabilirler. Sen eylem önce diyorsun ama pekala -mek/-mak mastarını (zamansızlık, mutlaklık, tanrısallık) yani zamansızlık ekini getirdiğinde tüm eylemler isim halini alıyorlar. Demek ki isimleştirme refleksi tarihsel olarak daha eskilere gitmelidir.

Önce adlar vardı diyenler biraz daha makul deliller sunabilirler sanırım. Örneğin bir nesneyi adlandırıp, zihnimizde kavramsallaştırmadan pek çok zihinsel eylemi yerine getiremeyiz diyebilirler. Haklıdırlar da. Zira isimler sayesinde kıyas yaparız, karşılaştırırız, değerlendiririz. Kısaca adlandırma yeteneği olmasaydı, düşünebilme eylemini de gerçekleştiremezdik. Son olarak şu veriyi de ekleyebiliriz. Kuran’da bir ayette şöyle bir ifade geçer: Allah Adem’i yarattı ve ona isimleri öğretti. Yani burdaki kasıt adlandırma yeteneği. Bir şeyi adlandırdığınız zaman gerisi kendiliğinden oluyor.

Sonuç itibarıyla hanginin önce olduğunu bilemiyoruz. Bizim yaptığımız farklı bakış açılarını delillendirmeye çalışarak yorumlamak.

Ek Eylem nedir? (Tartışma ve Konu Anlatımı)

Kimilerine göre isim cümleleri kurmak mümkün değildir. Sadece fiil cümleleri kurabilirsiniz. Örneğin, bugün çok yoruldum, cümlesi; yüklemi fiil olduğu için fiil cümlesidir.

Peki ya isim cümleleri! Örneğin, onun kalbi güzeldir, cümlesi isim cümlesidir. Zira yüklemi isimdir.

Fiiller iş, oluş, durum vb bir harekete işaret ederken isimler bir varlığı, durağanlığı, durumu, olguyu işret ederler.

İsim cümleleri kurabilmemiz için yani isimleri yüklem olarak kullanabilmek için -i mek yardımcı fiilini kullanıyoruz. Olmak, ermek, var olmak, sahip olmak, sahip bulunmak, o vasfı taşımak gibi anlamlara geliyor. Diller canlı ve zamanla değişen varlıklar olması hasebiyle kavramakta zorlanıyor olabiliriz. Ama “olupdur” gibi bir anlam taşıyor. Yani “özelliğe sahip bulunmaktadır” gibi bir anlam. Dilciler bu fikrime karşı çıkabilirler, ki tartışmaya da açıktır, ama ben şöyle düşünüyorum. Fiiller zaman ve mekanla çevrelenmiştir. Lakin isimler mutlak sözcüklerdir. Yani zaman ve mekandan bağımsız bir düzlemdedirler. Bu sebeple erken dönem insan zihin kavrayışıyla zorluk yaşanabilir. Bu sebeple böyle bir yaklaşım seçilmiş olabilir. Ki kipler dillerde sonradan gelişmiş unsurlardır. Bugün bir çok kabile dilinde pek çok zaman kipi bulunmamaktadır.

Yukardaki örneğe dönecek olursak eğer:

Onun kalbi güzel-i dur (güzel olupdur) demiş oluruz. Yani onun kalbi, güzelliğe sahip bulunmaktadır. Diğer dillerde de aynı mantıkla işleyen ekler vardır. İngilizce “to be” fiili, Fransızca da “etre”, İspanyolcada “ser” gibi yardımcı fiiller mevcuttur.

Ek Eylem Konu Anlatımı

Ek eylemleri iyi kavrayabilmek için isim, fiil, çekimli fiil ve yüklem terimlerinin özelliklerini iyi kavramak gerekir.

Ek eylemlerin 2 görevi vardır.

1- İsim cümleleri kurarlar: İsimleri yüklem yaparak isim cümleleri kurarlar. Yani yüklemleri; olgu, durum bildirir.

Örneğin: “Abim çok akıllıdır” cümlesinde yargı akıllıdır sözcüğündedir. Akıllı sözcüğü isim olduğu için ve yüklem olduğu için ek eylem vardır deriz.

Not: Bir duyguyu, düşünceyi ya da durumu anlatan kelime ya da kelime guruplarına cümle denir. Cümleler yargı bildirirler. Yani doğruluğu ya da yanlışlığı söz konusu olan kişi, durum ve nesnelerle ilgili değerlendirmelerdir. Terimsel anlamda ‘yargı’ bildirmek demek eylem cümlelerinde kip+kişi almak demek. Yani çekimli eylem. İsim cümlelerinde ise ek eylem almak demektir.

2- Fiil cümlelerini bileşik çekimli yaparlar: Burda dikkat etmemiz gereken yüklemi fiil olan cümlelerde 2. Kipi bulmaktır.

Örneğin; “Okulunu çok seviyor” cümlesinde yüklem, seviyor sözcüğüdür. Ve fiildir. (Sev-(mek). Şimdiki zaman kipi -yor almıştır. 3. Tekil kişi çekimi vardır. (Yani ‘o seviyor’) Bu örnekte sadece tek kip olduğu için ek fiil yoktur.

Ama örneği şöyle verseydik: “Okulunu çok seviyordu.” Bu cümlenin yukardaki örnek ve açıklamalardan tek farkı 2. Kipi almasıdır. Yani -du. (Görülen geçmiş zaman, 3. Tekil kişi)

Okulunu çok sev-yor. (Tek kip, ek fiil yok)

Okulunu çok sev-yor-du. (2 kip var. Ve 2. Kip ek fiildir.)

Düşünme ve Tartışı konuları

Tartışı 1- İlk insanlar iletişimlerini nasıl sağlamış olabilirler? (Dil, konuşma gibi olguların henüz oluşmadığı bir ortam tahayyül edin. Siz ilk defa bu olguları icat/keşf edeceksiniz.)

Tartışı 2- Ya isimler olmasaydı? Hayatımızda ne gibi durumlar oluşurdu açıklayınız. (Adların olmadığı bir dünyada iletişim nasıl olurdu, hangi sonuçlar ortaya çıkardı?)

Tartışı 3- Önce adlar mı vardı, eylemler mi vardı? (Neden, niçün, nasıl sorularını cevaplayacak şekilde fikirler üretmeye çalışın.)